Tanım
herşey ama herşey burda ne ararsanız...
Bağlantılarım
*
*
*
*
Kategoriler
benim sayfambloom resimleribratzflora resimlerigiflerimhaberlerkenan doguluselenasimlerstella resimleri
|
küresel ısınma
BİZ NE YAPIYORUZ?
Bu konuda bilim adamlarımızın bile ne denli bilinçsiz oldukları noktasında, minicik fakat DÜŞÜNDÜRÜCÜ bir örnek vermek isterim.
2007’nin Ocak ayının ilk haftası içerisinde çok ünlü bir TV kanalında,
çok ünlü bir meteorolog konuşuyordu. Çok ünlü spiker hanımefendi ise
olaya biraz da duygusallık katmak adına sanki çok korkmuş gibi bir ses
tonuyla,
-Peki hocam. Küresel Isınma denilen bu korkunç sona doğru
sürüklenirken, Ozon Katmanına ettiklerimizin küresel ısınmaya ne gibi
katkıları var?
-Ozon molekülü ile, küresel ısınmanın doğrudan veya dolaylı bir
ilişkisi yoktur. Ozon katmanı kanserojen ışınları önlemekle görevlidir.
Dedi. Oysa kazın ayağı da, doğa’nın dayağı da öyle değil!
İki adet oksijen atomu, moleküler bağla birbirlerinin
elektronlarını paylaşarak tutunduklarında, solumaya uygun oksijen (“O2”
molekülü) oluşur. Eğer bu oksijen molekülüne, Güneşten gelen SOY KIRICI
Ultra violet (Morötesi) ışınımın yardımı ile biraz şişmanlatılmış bir
oksijen atomu yaklaşırsa, Van der Waals bağı denilen, çok zayıf bir
bağla bu “O” atomu , “O2” molekülüne yapışarak ozon (“O3” gazı)
molekülü oluşturulur. Bu olay 17 km – 30 km yüksekliklerde stratosfer
içerisinde oluşur. Fakat asıl yoğun ozon katmanının kalınlığı 100 metre
kadar olup o aralarda tül gibi dalgalanır.
Ozon gazı bizler için zehirli olup, mikro organizma için ise sterilizandır. Ayrıca kir sökücüdür.
Derken bu Ozon gazı kendine özgü bir bekleme süresinden sonra,
kendiliğinden, bir morötesi ışın salarak tekrar “O2” ve “O” olarak
ikiye ayrılır. Burada çok ilginç bir gerçek vardır. Salınan ikincil
morötesi ışın, hem molekülü terk ederken onu geri teptiğinden (ortak
momentum enerjisi), hem de bir miktar ısı enerjisi harcadığından,
moleküle giren birincil morötesi ışından daha düşük enerjili olarak
çıkar.
Stratosferin normal olarak alt katmanları, üst katmanlarından daha
soğuktur. (Bizim yaşadığımız traposferde alt katmanların daha sıcak
olması kural dışı olup, bunun nedeni “CO2” gazının temiz havadan daha
ağır olması ve ısı ışınlarını soğurmasıdır.) İkincil morötesi ışın,
daha alt seviyelerdeki daha soğuk (yani daha düşük enerjili) “O”
atomlarına çarparak onları da şişmanlatıp biraz ısıtıp, yakınlardaki
bir “O2” molekülü ile birleştirince bir ozon molekülü daha oluşmuş
olacaktır. Bu soğurum-salınım döngüsü troposferin neredeyse alt
katmanlarına kadar azalan şiddette devam edecek ve her seferinde daha
düşük enerjili morötesi ışın oluşturularak yeryüzüne yaklaşılacaktır.
Sonunda stratosferdeki girgin birincil morötesi ışın, enerji yitire
yitire yeryüzünde sert “mor” ışığa dönüşerek zararsız hale
getirilecektir. Açıkçası bu süreçte Morötesi ışınlar, kendi ürettikleri
ozon molekülleri tarafından yumuşatılmaktadırlar.
İşte biz (insanlar) burada devreye girerek, bu ozon molekülünün en
büyük düşmanını oralara kadar gönderiyoruz. Kuru temizleme
dükkanlarında bol bol kullanılan “karbon tetra klorür” gibi,
soğutucularda, aerosollarda (“fısfıs”larda) kullanılan
Klor-o-Flor-o-Karbon Gazlarıdır bunlar! Bu gazlar zaten zar zor ozona
yapışmış olan O atomunu kolayca oradan söküp almakta ve geriye O2
molekülünü yalnız bırakmaktadırlar. O zaman da, ozon’un doğal bozunma
sürecini hem anormal hızlandırmış hem de ortamda ozon üretecek “O”
atomu bırakmamış oluyoruz. Böylece ozon katmanında delikler oluşuyor.
(Çok beğeniyorum teknik terim yerine, halkın kendiliğinden takıp
da benimsedikleri isimleri. Örneğin, Kilitli yerine “cıtr-cırt”lı
telefon kılıfı var mı? Ya da, GSM Numaranı verir misin? Yerine, “Cebin
kaç?” gibi… )
ŞİMDİ BAKIN OZON KATMANI İLE KÜRESEL ISINMA NASIL BAĞLANTILI OLUYOR:
Sert morötesi ışınlar en azından 1 mm. kadar girgindirler.
Denizlerdeki besin zincirinin birinci halkasını oluşturan
“planktonların kendilerinin” ve su yosunlarının “sporlarının” çapı
yaklaşık bir mm. dir.
Karalardaki çiçekli ve çiçeksiz bitkilerin üreme ajanları olan “polenlerin” ve “sporların” çapları yaklaşık 1 mm. kadardır.
Yani her denizlerdeki ve karalardaki açıkta kalan dölleyicilerin
tümü morötesi ışınların girginliğine karşı korumasız kalırlar. Kitin
gibi bir koruyucuları da yoktur.
Bunların içine işleyebilen morötesi ışın, ya bu döllenme ajanlarının
DNA yapısını atomlarla etkileşip tahrib ederek yeni ve “K I S I R”
melezlere neden olmakta; Böylece soy kırıcı olmakta. Ya da tam miyoz bölünme sırasında çekirdeğe girdiklerinde ise, bir blastosit doğurarak kanserojen olmakta; Öldürücü olmaktadırlar.
Böylece milyarlarca canlı varlığın yok olması bile asıl felaketin
yanında hafif kalır!!! Hem karalarda hem de denizlerde bitkiler ve
planktonlar, yeryüzünde çok dar alanlara çekilince (ki oralarda
türlerini koruyabilirlerdi!) işte o zaman asıl felaket başlamaktadır.
Yerkürenin jeolojik tarihinde bu felaketlerin altı adedinin çok
ayrıntılı tanımlamaları yapılmış olup diğer şüphelilerle birlikte
soykırım felaketlerinin toplam sayısı 14 olarak tahmin edilmektedir.
Bütün yeryüzündeki flora ve fauna’nın kullandığı yıllık milyonlarca
ton “CO2” gazı, atmosferde artık kullanılmadığı için çoğalınca, yerküre
onarılması
olanaksız bir hızla küresel ısınmaya sürüklenir. Bu hızlı çöküşün
içerisinde bu son günlerde gündeme gelen iklimsel salınımların adı bile
geçmez.
-KÜRESEL ISINMA DEMEK, OKYANUSLARDAN AŞIRI BUHARLAŞMA DEMEKTİR.
-AŞIRI BUHARLAŞMA DEMEK, ISI (Kızılaltı) IŞINLARININ TROPOSFERE İNMESİNİ ENGELLEMEK DEMEKTİR.
-ISI IŞINLARINI ALAMAYAN TROPOSFER DEMEK, AŞIRI SOĞUMA VE DOLAYISI İLE AŞIRI YAĞIŞ DEMEKTİR.
SONUÇ-1:
BUZUL ÇAĞI!!!
ÇOK DAR ALANLARA ÇEKİLMEK ZORUNDA KALAN TÜRLER, ÖRNEKLEME VARLIKLARINI
BU MİNİ KLİMATİK KORUMALI ÇEVRELERDE SÜRDÜREBİLİRLERDİ. HALBUKİ BUZUL
ÇAĞI DEMEK, ONA AYAK UYDURAMAYANLARIN DA SONU DEMEKTİR!!!
SONUÇ-2:
GLOBAL SOY KIRIM. BÜYÜK BUZUL ÇAĞLARINDA VAR OLAN FAUNA VE FLORANIN
%99.99 ‘UNUN YİTİRİLDİĞİ (HESAPLANMIŞ DEĞİL) PALEONTOLOJİK OLARAK
GÖZLENEBİLMİŞTİR.
SONUÇ-3:
BU OLAY YERKÜRENİN YENİDEN BİR DENGE ARAYIŞIDIR. SONUNDA BUZUL
ÇAĞINDAN ÇIKTIĞINDA, YENİ DENGESİNE DE KAVUŞMUŞ OLUR. FAKAT BÜYÜK BİR
DEĞİŞİKLİKLE:
BU YENİ DENGEYE HEP, YENİ-YENİ TÜRLERLE YOLUNA DEVAM EDEREK ULAŞIR!!!
--------------------------------------------------------------
BAKIN ŞU OZON’UN ETTİKLERİNE.
Ancak bunu en iyi bilmesi gerekenler, bundan sonra KÜRESEL
ISINMANIN, HEM ANORMAL KURAKLIKLARLA , HEM DE ANORMAL YAĞIŞLARLA
GÜNDEME GELMESİ SONUCUNDA her zaman için tv’lere çağırılarak halkı
aydınlatması gereken meteorologlar değiller midir?
Sadece sera gazlarına mı dur
demeliyiz? Ozon deliği ise, sadece Alaska’lıların ve Avustralya’lıların
güneş gözlüğü takarak korunabildikleri bir sorun mudur?
Umarım bu yazımı okuyanlardan bazılarının meteorolog arkadaşları
vardır. Onlara okumalarını önerirler. Yanlışlarım varsa burada
doğrularını öğrenmeyi her zaman için beklemekteyim.
Sevgiler.
|
Tarih: , 19/6/2007 Kategori: haberler |
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|